İzleyiciler

5 Mart 2010 Cuma

Nerden nereye, biraz mazi biraz ati işte


Bundan 6-7 sene once yayınlanan Hayat Bilgisi dizisinin tekrar bolumlerinden birini izlerken geçmişe yolculuğa çıkardı küçük bir sahne beni. Törpü Yeliz-Gökçe Bahadır(Yaprak dökümü), Var mısın Arif-Ümit Erdim (Selena-Zülfikar),Cavit- Çetin Güner (Annem-Eymen), Süzme Şenay-Kaan Yılmaz (Acemi Cadı-Toygar) , Barbi Gamze-İpek Erdem (Elveda Rumeli-Nevreste), Hazal-Aslı Enver(Kavak Yelleri-Mine), Ortega-Paşhan Yılmazel (Adanalı- Gürcan), Özge-Merve Sevi (Yalancı Yarim-Naz), Arda-Çağkan Çulha ( Acemi Cadı-Selim), Atacan-Sinan Çalışkanoğlu (Selena-Hades) gibi bir çok genç ismi televizyon dünyasına kazandıran bir dizi olmuş meğer. Öyle ki şimdi dönüp baktığımda bu isimleri ve daha bir çoğunu o senelerin en meşhur, en çok takip edilen, en sevilen dizisinde tanımışız. Bir de Koçum Benim i anmadan geçmek olmaz. Engin Altan Düzyatan başta olmak üzere Nehir Erdoğan, Yasemin Ergene, Ozan Güven, Yunus Günçe gibi isimleri de televizyon makinesine kazandıran bir yapımdır. Aynı yılların dizileri bunlar evet. Yönetmen, yapımcı, senaryo vs. çok dikkat etmezdim önceleri, artık onlara bakmadan geçilmiyor günümüzde. Farkettim ki Koçum Benim in yönetmeni Serdar Akar'mış. Geçmiş zaman-günümüz karşılaştırması yapmak için başlamadım bu yazıya tabi de gün geçtikçe yükselen bir grafikle ortaya çıkan televizyon dizilerinin takip edilebilme zorluğunun dikkat çekmiyor olması imkansızlaşıyor ... Neyse geri dönüyorum yazma amacıma, beni duygu yüklü bir bulut yapan sahne Hayat Bilgisinde Cavit'in yani Çetin Güner'in bir şaka dükkanına girmesiydi. Şaka malzemeleri satan dükkandan bir şeyler almak için içeri girdiğinde o raflardaki manzaraya çok da yabancı değildim. Ortaokul yıllarımız kaşıntı tozlarıyla uğraşmakla, kumaşa fake mürekkep damlatıp birilerini kızdırmakla, bunun gibi hınzırlıklarla geçti işte. Okulun yakınında vardı bi tane bizim de şakacı dükkanı, duymayanı kalmamıştır heralde. Kapıda bi Zeki amca vardı, onun da sattığı bir dolu ıvır zıvır şey işte, millet az üşüşmezdi başına hani. Başka yollara girdim aniden kapıldığım zaman tünelinde sonra. Ders boş olduğunda, bahçeye çıkmamıza da izin verilmişse çıkar çıkmaz birileri okulun duvarından tellerinin üstünden geçip maceraya atılmaya heveslenirdi. Bakkala gidilecek, acıkanlara sandviç yaptırılacaktı. Liste tutulur kim ne istiyor diye, hataya pay verilmezdi. Su savaşı yapmak, lastik atlamak gibi sportif faaliyetler de ilkokul yıllarında takılmıştı peşimize, en çok su savaşı geleneğini devam ettirmeye meraklıydık ortaokulda da. Okulun basketbol takımının maçlarını izlerdik herkesi toplayıp, oturmak için en güzel yeri kapmak önemliydi. Bir de kurs ekibimiz vardı zaten 2 dershane vardı en çok talep gören bizim okulda,hemen hemen yarı yarıya bölünmüştük öğrenciler olarak bu 2 sine giden. Kursa taa caddeden kadıköye kadar yürümüşlüğümüz vardır, önemli bi mevzuydu bu o zamanlar:) Gitmeden önce yineee okulun yakınındaki Mc D. ye uğranırdı kaç sefer gittim oraya saymadım, sonra kapandı o da. Bi Hababam Sınıfı oyununa hazırlanıp oynamayı düşünüp rol dağılımı bile yapmıştım. Başka bir şey daha farkettim, her hangi bir sebeple günlük tutmaya ortaokul yıllarında başlamışım. Çok uzun yıllar da bu bilincimi kaybetmeden ve hatta lise yıllarında çok ama çok sevdiğim bir edebiyat hocamın da olumlu fikirlerini dinledim yazmaya devam ettim. Geçmişe bağlı yaşamaktan çok, geçmişte kalanlardan ders çıkarmak için bile iyi bir yöntem olduğunu sonra anladım. İyi ki yazmışım, iyi ki yolum canım ortaokuluma Örnekal ıma düşmüş, doğru insanlar kazanmışım, güzel dostluklar edinmişim, kocaman anılar biriktirmiş, hepsini aileme katmışım. Değişmeyen tek şey var, o zaman da kendimi büyümüş, başlı başına bir birey olarak görürdüm, lisede bu düşünce kendini korur haldeydi ve üniversite bitmiş, lisansüstüne geçmişmişim hala aynı tas aynı hamam, ben hala çok büyüdüm diye bakıyorum kendime. Yok aslında özünde külliyan yalandır, böyle düşünenler tarafından biline:) Hayatım bu noktaya nasıl geldi bilemiyorum ancak:) herşey zıttıyla vardır, ne kadar büyürsen o kadar küçülürsün de aynı zamanda. Belki de ondandır "büyüdükçe" geçmişe fazlaca özlem duyma... Sen en güzeli şu şarkıyı tuttur kalbinin bir köşesine, mesele geçmişinin ara sıra senin kulağına fısıldamasında değil kardeş, mesele duyma şiddetini bağrış çağrış seviyesine ulaşıyor gibi hissettiğinde, kısa bir anma süresi geçirip aydınlık geleceğine emin adımlarla ilerlemeyi bilmektir. Dostlarını yamacına katıp ilerlemekten vazgeçmeden... ve unutmadan bir alıntıyla bitiriyorum yazımı.



" Kalbinize yakın bulduklarınızı çantada keklik sanmayın. Sıkıca asılın onlara, tıpkı hayata asıldığınız gibi... Çünkü onlarsız hayat da anlamsızdır.


Hayatınızı asla aşka kapatmayın. Aşkı bulmanın en kısa yolu, aşık olmaktır, korumanın yolu ise ona kanat takmak...
Hayatı çok hızlı koşmayın. Hayatın bir yarış değil, her saniyesinin tadı çıkarılması gereken güzel bir yolculuk olduğunu aklınızdan çıkarmayın.


Dün tarih oldu yarın bir sır bugünün kıymetini bilin. "