"İnsan her gün bir parça müzik dinlemeli, iyi bir şiir okumali, güzel bir tablo görmeli ve mümkünse birkaç mantikli cümle söylemelidir." Goethe
Blog Listem
-
20 KASIM 190114 yıl önce
-
-
Günışığım:)
İzleyiciler
28 Aralık 2010 Salı
Bugünü de yakayım, yarın tüm seneyi kurtarırım...
Diyoruz ya yeni yıl, yeni heyecan, yeni kararlar, yeni insanlar, yeni fırsatlar, yeni iş, yeni başarılar, yeni bir insan...yenilikçilik tutturmuşluğu işte ne olsun. Sanki 31 Aralık sonu ile 1 Ocak sonu arasında geçen 1 günde her şey sihirli değnekle yenilenmiş gibi, öyle derin, öyle oksijeni bol bir nefes alıyoruz ki geçen koca 1 seneden eser kalmamışcasına, taze adımlarımızı gürül gürül atmaya tarifsiz bir cesaretle başlıyoruz. Herkese olur mu böylesi? Bilmem, belki de bana öyle geliyor.
3 senedir, sene sonu gelmeden alıyorum kağıdı kalemi elime ve başlıyorum yazmaya hedef ve hayallerimi ki zaten onlar birbirlerini besliyorlar. Yıl sonu geldiğinde de gelecek yıla dair olanları kaleme almadan başlıyorum okumaya bir önceki yıl döktürdüklerimi kağıda... Alçaktan süzülmüyorum, bildiğin uçuyorum. :) Bu sene de yaptım ve geçen yıl yazdıklarımı okudum heyecanla, ne enteresandır ki unutmuşum yazdıklarımın çoğunu farkedince tuhaf hissettim kendimi, bunları ben mi yazdım ne zaman yazdım ne iyi yazdım ne saçma yazdım diye küçük eleştiriler bile konduruyorum kendime. Merak eden varsa söyleyeyim, her sene başka başka hayal ve hedeflerle dolduruyorum beyaz sayfamı. Bu yıl sanki yazdıklarımın arasından bazılarını seçmişim de gerçekleştirebilmişim gibi bir sonuç çıkardım. Çok hoşuma gitmedi vardığım bu sonuç, yani hani insan ne istediğini bilmeliydi? Hani yazmalıydı, söylemeliydi özgürce? İşte bazen şans yüzüne tatlı tatlı gülümsüyor bazen de neye benzediği bilinmez garip kahkahalar atıyor. Olsun! Ben 2011' den çok çok umutluyum.
Söyledim ona, senden dedim, her bir ayından ayrı ayrı çok istediğim şey var... Hızıma yetişebilecek misin? Bilmiyorum, işin zor :) Henüz sözde kaldı içimden dışa vurduğum düşünceler, ama sen sen ol hep kağıdı kalemi eline al YAZ, doya doya. Söz uçar, yazı kalır dedikleri vardır ya, çok doğru. Belki içinden geçenleri yazılı görmek daha da inançlı kılar seni hayal/hedeflerinin istediğin gibi bir sonuca ulaşacağına dair...
Deli divane işim var tamamlanacak yıl bitti onlar bitmiyor. :) Ama aklımdan geçenleri yazmasaydım da olmayacaktı YAZdım, dedim bugünü de yakayım; yarın tüm seneyi kurtarırım!:D
3 Ekim 2010 Pazar
Bir çılgınlık yaparım, aklın şaşar!
14 Eylül 2010 Salı
Bir Kimyager'den eski bölüm arkadaşlarına yazı olsun:)
Silmedim anılarımdan 4 koca yılımda yaşadıklarımı hiç birini, tazeler hala. Nasıl lisede ortaokulu özlediysem, nasıl üniversite yıllarımda lisemi özlediysem, şimdi de lisans yıllarımı ve yaşadığım güzel günleri özlüyorum.Şimdi diyebiliyorum güzel günler diye:) Yağmur çamur içinde, fırtınalar tipiler koparken Avcılar yollarında mahsur kalmışken, 16:30 daki İdo'yu kaçırmışken, akşam 19:30 da Biyokimya Lab.ından çıkarken, sabah 6.40 ta İdo'ya binerken, saatlerce Lab. sözlülerine hatta işkencelerine çalışırken, sınavlar için gerekli gereksiz milyonlarca konuyu sıkıştırılmış hap gibi yutarken, ezberleyeceğim diye formüller, şifreler geliştirip kafayı yemişcesine kahkahalarla gülerken, başka dersim var quize giremeyeceğim dediğimde Analitikçiden 0 alırsın beni bağlamazı dinlerken, herkes 11 günde 6 sınava girip 2. hafta yan gelip yatarken ben 11 gün de okulun ıssız sessiz soğuk sevimsiz koridorlarında sürünürken, Öğrenci işlerinin öğrencinin işini yapmaktan aciz olduğunu öğrenip kendi işimin peşinde koşup kafa patlatırken, Ayşe'nin sınavlarına girmenin dayanılmaz hafifliğini yaşayıp her sınav çıkışında yine kaldık be derken, Haşim'in deli Einstein tavırlarıyla yazdıklarından tek kelime anlamayıp oturup ağlarken, yüshhkek matematiğin deriiiiiiiin sularında boğulurken, normal insanlar soğukta 2 kat üstlerine bişey çekip yollara düşmüşken ben 5 kat kıyafetle donmaya devam ederken, eldiven ve montla sınava girip, soru sormayın huleyyynn diyen ve saatlerce dedikodu yapan asistanlardan bayılmış 0 konsantrasyon sınavlardan çıkamazken, kayıt esnasında, önünde, sonunda zilyon tane problem çıkartan okulumla cebelleşirken, kabuuuuuuuulllll hiç de güzel değildi. Çoğu gününden hiç hoşlanmadım, gitmesem olmasaydı bugün okul keşke dedim.
Arkadaşlarımı, bir arada olduğumuz, eğlendiğimiz, saatlerce geyik yaptığımız, dedikodu kaynattığımız, olur olmaz planlar yaptığımız zamanları özledim. Özlemem okulu dedim ve özledim. Şimdi beraber olsak yine, çok eğlensek çok gülsek, İdo bizim okul servisimiz olsa, yüzlerce, binlerce foto çeksek, ben ilk Bilici ile tanışsam yine yeniden, sonra Gizem benim dershaneden arkadaşım dese o da ve Gizem'i tanısam gözlüklü şirin, bi baksam ön sıralarda sarışın bi kız oturuyo olsa bi yerden gözüm ısırsa ama emin olamasam ve koridorda birbirimize baksak yine konuşmasak, merdivende sorsak biz birbirimizi nerden tanıyoruz diye Özge'yle... Gülşah yine otobüste yanımıza otursa, İdo'da konuşsak, Hande'yle Analitik'te karşılaşsak kaç yıllık arkadaşmışız gibi bıcır bıcır konuşsak, bu böyle ilerlese, tazelense çevremdeki tüm İÜ'nün bana kazandırdığı arkadaşlıkları yeniden sakince, sindire sindire yaşasam, siz hep olsanız ya...Ben başlangıcını yaptım gerisini ufacık da olsa bir şeyler paylaştığım her kim varsa getirsin... Herkesten ayrı ayrı çok şey öğrendim, iyi ki varsınız:)
Not: Şimdi teker teker isim yazmıyorum ama herkes kendini biliyor :) Çok isterseniz yine yazarım sevgili Kimyager arkadaşlarım :D
5 Mart 2010 Cuma
Nerden nereye, biraz mazi biraz ati işte


25 Ocak 2010 Pazartesi
Yarim İstanbul gel öpeyim gerdanından...Tüketilmiş yaşanmamış, hediyelik hayatlar...

Düşündüm taşındım bulamadım derdime bir çare...O kadar çaresiz kalmışım ki Google a tıklarak ‘ Can sıkıntısına ne iyi gelir’ diye aratan 356000 bilmem kaç kişiden sadece biri olduğumu bu yolla fark ettim. Yalnız olmamak ne hoş şey diye geçirdim içimden, başladım yazmaya. Aslında şöyle buz gibi havaya atıp kendimi üzerimde incecik kısa kollu bir t-shirt ve günlük ev halimle üzerime de ne mont ne atkı ne şapka ne eldiven almadan koşasım, bağırasım, çığlık çığlığa saçmasapan şeyler haykırasım hatta ve hatta aklıma gelen nefesim sonuna gelene kadar tüm damar şarkıları şakıyasım var. Nasıl bir sıkıntı, nasıl bir darlanmadır an-la-ta-mam. Herşeye, herkese, tüm çevreme sinirlenesim, küsesim, susasım, parmağımı bile kıpırdatmayasım var. Bulamadım derdime bi türlü çare. İmdat diye bağırmak istiyorum belki ama bu çok klişe olur benim şanıma yakışmaz, daha creative bişeyler yapmak lazım benim aslında peeeeek meşhurdur böylesi afakan zamanlarda elime kağıdı kalemi alıp şiirler döktürmüşlüğüm, şarkılar yazmışlığım, bomba besteler patlatmışlığım, enteresan tekniklerle ses patlatmışlığım. Arada da canım Shakespeare imin ya sonelerine ya şahane oyunlarının repliklerine sararım. Ya sizi denize çekerse efendimiz... diye başlayan ve 2 ya da 3 nefes duraklamasıyla tamamlanan efsane bir repliği vardır W. S. nin yazdığı bir oyununda, zamanında ben MSM’ ye giderken nefes çalışması olarak yapmamızı istemişti Banu Hocamız. Evet evet tiyatroyla ilgili, müzikle ilgili, edebiyatla ilgili, medyayla, yaratıcılıkla, yeni bir şeyler öğrenmeyle ilgili hiç bir güç beni bu meşkalelerimden bıktırıp usandıramaz. Yeni zevklerim hoşuma giden şeyler arasında yeni kitapları incelemek gerekirse hatta gerekmese de satın almak müzelik yapmak bakıp bakıp onlara iç geçirmek, yemek cdleri, dvdleri, dergileri almak, internet sitelerinden değişik yemeklerle ilgili araştırmalar yapmak ama sadece aaa ben bunu da yaparım, bu da çok kolay, şunu şu gün bunu da bugün yaptım mı oluuur bu iş diyerek kendimi aldatmaktır. Bir de böyle akşam 21:00-22:00 gibi saatlerde dışarıdaysam gecenin rengine ve sokakların dükkanların mekanların ışıklarına hayran kalır, yorgun olmazsam yarın akşam kesin çıkıp araba keyfi yaparım diyerek bu planından 1000. Kez çok abartmadan vazgeçen bi insanım. Bir raspberryli latteye, bir brownie cheesecake e tav olan, garip saatlerde olmadık şeyler aşeren, hem çılgınlar gibi etrafını düzenlemeli toplanmalı diyerekten kendini hazır hisseden diğer taraftan da yok biraz miskinlik yapmalı sonra sonra sonraaa derleme toplama diye gariban zamanını çar çur eden yine ben. Şu an da derse konsantrasyonunu toplayamadığından çalışmaktan kaçan, çalışmanın da istikrarlıca kovaladığı yine ben. Yok efendim masaüstü temizliği, duvarkağıdı değişikliği, dur ben bi çay yapayım, yok çikolatasız asla, telefonumdaki mesajlarımı temizlesem, bilmem neyi arayıp bulacaktım ona bi baksam mı, aaa o filme kimle gitmiştim onu hatırlayacaktım dur bi düşüneyim modları... Yine böyle çaresiz bi zamanımda oturup 1 gecede Can Dündar’ın Nazım’ını okuyup bitirip bi de uyumadan şiir yazmışlığım vardır hatırlarım. Güzel de yazmıştım vesselam. Öyle ki o gecenin ardından bi kaç gün güzel yazılar çıktı kalemimden ya da belleğimden. Bir sefer de kitabevlerinde bakıp bakıpta her seferinde şu kadar kitap bitireyip gelip bunu alacağım dediğim ancak sözümü tutamadan erken davranıp satın alıp kitaplığıma yerleştirdiğim Sinestezya kitabıyla kesişirken yakaladım kendimi final haftasında! O kadar sabretmişim dayanmaya çalışmışım ki okuma sırası var onun diye ama yok... Bi bakmışım 2 bölüm bitivermiş. Ah şu benim gençliğim demek istiyorum, küçük şeyler de mutlu eder beni hani bi kaç ısırık çilekli Hoşbeş ve bi bardak çilekli yeşil çay ya da bi sesini duymak için aradım diyen sesini duyunca içini ısıtan bir eş, dost hal hatır sorması, en sevdiğim şarkının tv’de zaplarken pat diye karşıma çıkması gibi. Ne demiş ABD’li JM la la lala la life is wonderfulJ Şu 2 küçük baş belama peşimi bıraktırayım, derhal nefes alma tekniklerini öğrenmeye başlıyorum. 1,2 nefes al, nefes ver, deriiiiin,1,2,....’O’H BE OLA’CAK’


